ANA MENÜ  
   
     


   SOHBETLER  
   
 
  İLETİŞİM
     


 

.

İSLAM ANTİSEMİTİZMİ LANETLER !

Antisemitizm, Yahudi halkına karşı duyulan fanatik bir nefrettir. Bu ırkçı ideoloji yüzünden dünyanın dört bir yanında milyonlarca Yahudi öldürülmüş, baskı görmüş, yurdundan sürülmüş ve tehdit edilmiştir.

İslam dini,
dünyaya adalet getirmeyi amaçlar. Her türlü ırkçılığı kınadığı gibi antisemitizmi de kınar. Müslümanlar Siyonizmi eleştirmekte, ama tüm Yahudilerin barış ve huzur içinde yaşama hakkını savunmaktadırlar.

 

 

 

Irkçılık ve Sosyal Darwinizm

 

Antisemitizm gerçekte ırkçılığın bir türüdür. Dolayısıyla antisemitizmin kökenini-ve tedavisini-ararken, konuya genel bir ırkçılık kavramı ışığında bakmak gerekir.

Irkçılık, 20. yüzyılın en büyük soykırım, katliam ve savaşlarının sorumlusu olan faşist ideolojisinin de en önemli unsurudur. Özellikle Nazi ideolojisine baktığımızda, faşizmi faşizm yapan etkenin asıl olarak ırkçılık olduğunu görürüz. Naziler, üstün ırk saydıkları Alman ırkını tüm dünyaya hakim kılma rüyasıyla yola çıkmışlar ve başta Yahudiler olmak üzere diğer ırkları bu amaçla yok etmeye çalışmışlardır. Wilhelm Reich'ın ifadesiyle "ırk teorisi, Alman faşizminin teorik eksenini oluşturmaktadır." [1]

Bu teorik eksenin kökeni ise, Darwin'in evrim teorisine dayanmaktadır.

 

Irkçılık ve Darwinizm

19. yüzyıl Avrupası'nda ırkçılığın aniden gelişmesindeki en büyük etken, tüm insanların Allah tarafından eşit olarak yaratıldığını kabul eden Hıristiyan inancının yerine, Darwinizm'in yerleştirilmesi olmuştur. Darwinizm, insanların daha ilkel canlılardan evrimleştiğini, dahası bu evrim içinde bazı ırkların diğerlerinden daha ileri gittiğini ileri sürmekle, ırkçılığa sözde bilimsel bir dayanak sağlamıştır.

Kısacası Darwin, ırkçılığın babasıdır. Darwin'in teorisi, Arthur Gobineau, Houston Stewart Chamberlain gibi ırkçılığın "resmi" kurucuları tarafından ele alınıp yorumlanmış ve ortaya çıkan ırkçı ideoloji, Naziler ve diğer faşistler tarafından uygulamaya konmuştur. Oxford, Stanford, Harvard gibi üniversitelerde yıllarca tarih profesörlüğü yapmış olan James Joll, halen üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan Europe Since 1870 (1870'den Bu Yana Avrupa) isimli kaynak kitabında, Darwinizm ile ırkçılık arasındaki bu ideolojik ilişkiyi şöyle anlatır:

İngiliz doğabilimci Charles Darwin, 1859'da yayınlanan Türlerin Kökeni, onu 1871'de takip eden İnsanın Türeyişi adlı kitaplarıyla büyük bir tartışma başlatmış ve Avrupa düşüncesinin farklı dallarını aynı anda etkilemiştir… Darwin'in fikirleri ve onun İngiliz felsefeci Herbert Spencer gibi bazı çağdaşlarının düşünceleri, çok hızlı bir biçimde bilim dışındaki alanlara da uygulanmıştır… Darwinizm'in toplumsal gelişmeye en çok uygulanabilir olan yönü ise, dünyada doğal kaynakların besleyemeyeceği bir nüfus fazlası bulunduğu ve bunun her zaman güçlülerin veya "uygunların" galip çıkacağı daimi bir yaşam mücadelesi gerektirdiği yönündeki inançtır. Bazı sosyal bilimciler için, bu noktadan hareketle, en "uygun" kavramına ahlaki bir mana katmak ve dolayısıyla yaşam mücadelesinde üstün gelen türlerin veya ırkların ahlaken üstün olduklarını savunmak çok kolay olmuştur.

Dolayısıyla doğal seleksiyon doktrini, kolaylıkla Fransız yazar Arthur Gobineau tarafından geliştirilen bir başka fikir ekolüyle de birleşmiştir. Gobineau, 1853 yılında İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine Bir Makale adlı çalışmayı yayınlayan kişidir. Gobineau gelişmedeki en önemli etkenin ırk olduğunu savunmuş ve diğerlerine üstünlük sağlayan ırkların, kendi ırksal saflıklarını en iyi koruyabilenler olduğunu ileri sürmüştür. Gobineau'ya göre, tarihteki bu yaşam mücadelesinde en üstün gelen ırk, Aryan ırkı olmuştur…

Bu fikirleri bir aşama daha ileri götüren kişi ise, İngiliz yazar Houston Stewart Chamberlain'dir… Hitler yazara (Chamberlain'e) o kadar hayranlık beslemiştir ki, onu 1927 yılında ölüm döşeğinde ziyarete gelmiştir. [2]

Nazizm'in fikir babaları arasında evrimci Alman biyolog Ernst Haeckel de büyük bir önem taşır. Haeckel, Darwin'in teorisini Almanya'ya taşımış ve Naziler için hazır bir program haline getirmiştir. Hitler, üstteki alıntıda ismi geçen Arthur Gobineau ve Houston Stewart Chamberlain gibi ırkçılardan siyasi içerikli bir ırkçılık, Haeckel'den ise biyolojik bir ırkçılık devralmıştır. Dikkat edilirse, tüm bu ırkçılar Darwinizm'den ilham almış kişilerdir.

 

Naziler'in Darwin Hayranlığı

Nitekim Nazi ideologlarında da yoğun bir Darwinizm etkisi görülmektedir. Adolf Hitler ve Alfred Rosenberg tarafından şekillendirilen bu teori incelendiğinde, "doğal seleksiyon", "seçici eşleşme", "ırklar arası yaşam mücadelesi" gibi, Darwin'in Türlerin Kökeni kitabında onlarca kez tekrarlanan kavramlara rastlanır. Hitler ünlü kitabı "Kavgam" (Mein Kampf)'ın ismini de, Darwinizm'in yaşamın bir mücadele arenası olduğu ve bu mücadelede üstün gelenlerin hayatta kaldıkları prensibinden esinlenerek koymuştur. Kitabında özellikle ırklar arasındaki mücadeleden söz etmiş ve şöyle demiştir: 

"Tarih doğanın kendi kendine oluşturacağı yeni bir ırksal hiyerarşi sonucunda eşi benzeri olmayan bir imparatorluk meydana getirecektir." [3]

Nazilerin Darwin'den etkilendikleri bugün konunun uzmanı olan tarihçilerin hemen hepsi tarafından kabul gören bir gerçektir. "Faşizm'in Yükselişi" (The Rise of Fascism) isimli kitabın yazarı Peter Chrisp de bu gerçeği şöyle ifade eder:

"Charles Darwin'in insanların maymunlardan evrimleştiği teorisi ilk kez yayınlandığında alay konusu olmuştu, fakat daha sonra geniş bir alanda kabul edilmişti. Naziler Darwin'in teorilerini... savaş ve ırkçılığı haklı göstermek için kullandılar." [4]

Tarihçi Hickman da Hitler'in Darwinizm'den etkilendiğini şöyle açıklar:

Hitler katı bir evrimciydi. Psikozunun derinlikleri ne olursa olsun Mein Kampf kitabı bir dizi evrim fikrini sergiler, özellikle de en uygunların yaşam savaşı ve daha iyi bir toplum için zayıfların katledilmesi fikirlerine yer verir. [5]

 

Nazizm'in Irk Teorisi

 

Wilhelm Reich The Mass Psychology of Fascism (Faşizmin Kitle Psikolojisi) adlı kitabında, Nazi ırk teorisini şöyle anlatmaktadır: 

Irk teorisi, her hayvanın sadece kendi türüyle çiftleşmesinin doğadaki "demir kanun" olduğu varsayımından yola çıkmaktadır. Sadece istisnai durumlarda bu kanun bozulmakta ve ırklar arası karışık cinsel ilişki meydana gelmektedir. Ancak bu gerçekleştiğinde de, doğa bunun intikamını almakta ve elindeki her türlü imkanı kullanarak bu anormalliği durdurmaktadır; ya doğan canlı kısır olmakta ya da sonraki nesillerin üreme yeteneği kısıtlanmaktadır. Farklı "seviyeler"deki iki canlı yaratığın çiftleşmesi sonucunda ortaya çıkan yavru, kaçınılmaz olarak ikisinin arası bir karakterde olacaktır. Ama doğa daha yüksek yaşam formları yaratmak istemektedir ve dolayısıyla karışık çiftleşme doğanın amacına aykırıdır. Öte yandan, günlük yaşama savaşı içinde doğal seleksiyon işlev görmekte ve bu yolla zayıflar, yani ırksal yönden aşağı olanlar zaten elenmektedir. Bu "doğanın amacına" uygundur, çünkü eğer sayıca çoğunlukta olan zayıflar güçlü olanlara karşı galip gelirlerse, gelişmeyi sağlayan yüksek çiftleşme de ortadan kalkacaktır. [6]

Görüldüğü gibi Naziler'in ırk teorisinin temelini oluşturan bu biyolojik görüş, "su katılmamış" Darwinizm'dir. Doğanın "üstün türler evrimleştirmek" gibi bir amacı olduğu, bunun için doğal seleksiyonu kullandığı, zayıfların kaçınılmaz olarak elendiği gibi safsatalar gerçekte Darwin'in evrim teorisinin bir özetidir.

Bilimsel bir temeli olmayan, asıl olarak animist kültürlerdeki "doğaya bilinç atfetme" hurafesinin bir uyarlaması olan bu evrimci görüşler, Nazi vahşetinin de çıkış noktası olmuştur. Çünkü bu teoriyi-yine Darwinizm'e uygun bir biçimde-insan toplumlarına uyarlamışlardır. Wilhelm Reich üstteki yorumlarının ardından şöyle yazmaktadır:

Nasyonal Sosyalistler daha ileri giderek varsaydıkları bu doğa kanununu insanlara uyarlamaya girişmişlerdir. Yürüttükleri mantık ana hatlarıyla şöyledir: Tarihsel tecrübeler göstermektedir ki, "Aryan kanının aşağı ırklarla karışması", her zaman için medeniyetin kurucusu olan Aryanların dejenerasyonuyla sonuçlanmaktadır. Üstün ırkın seviyesi alçalmakta, bu yüzden fiziki ve zihinsel bir gerileme dönemi başlamakta ve bu bir "düşüş"e neden olmaktadır. Hitler, Kuzey ülkelerinin ancak "Almanların kanı bozulmaya uğramadığı", yani Almanların Alman-olmayan halklarla ilişkide bulunup üremediği sürece güçlü kalacağını söylemiştir. [7]

Hitler'in "Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz" derken dayandığı düşünce de, insanların maymundan evrimleştiğini savunan ve dolayısıyla bazılarının hala "maymun" statüsünü koruduğu sonucunu veren Darwinist fikirlerdir. [8]

İşte bu mantıklar, Nazilerin başta Yahudiler olmak üzere, Çingeneler, Slavlar, Ruslar gibi farklı ırklara karşı uyguladıkları korkunç katliamların ve bu vahşetleri işlerken gösterdikleri korkunç soğukkanlılığın çıkış noktasıdır.

 

Günümüzde Antisemit/Sosyal Darwinist Irkçılık

 

Günümüzde de hala pek çok antisemit veya benzeri ırkçı akım, Sosyal Darwinizm'den ilham almaktadır. ABD'deki en radikal ırkçı örgütlerden biri olan "Ulusal İttifak" (National Alliance) örgütünün manifestosunda, bu doktrinin temelleri açık şekilde ifade edilmektedir. Faşist "Ulusal İttifak" örgütü, doktrini açıklarken öncelikle kendileri ile "Semitik inançlar" (İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik) arasındaki farkı belirtmekte, kendilerinin sadece doğaya inandıklarını ve evrimci olduklarını, buna karşılık "Semitik inançlar"ın Allah'a imana dayandığını belirtmektedir.  

Örgütünün manifestosunda, örgütün sahip olduğu ırkçı ideolojinin evrimci mantığı da şöyle izah edilmektedir:

Dünyamız hiyerarşik bir düzene sahiptir. Her birimiz Aryan (ya da Avrupa) ırkının bir üyesiyiz, ırkımız tıpkı diğer ırklar gibi doğal seleksiyonun binlerce yıl boyunca çevreye adaptasyonu ve evrimsel aşamalarla ilerlettiği özel karakteristikler geliştirmiştir. Kuzey insanları daha çok şey gerektiren çevrelerinde örneğin planlama ve kişisel disiplin gerektiren bir kış ikliminde hayatta kalabilmektedir ve bundan dolayı zihinsel kabiliyetler açısından daha hızlı gelişmişlerdir. [9]

Merkezi ABD'de bulunan Ulusal İttifak örgütü İsveç, Fransız, Alman, Portekiz ve Rus dillerinde de yayınlanan dergiler ve kitaplar çıkarmakta ve savunduğu Darwinist ve pagan ideolojiyi hızla yaymaktadır. Örgütün yayınladığı National Vanguard (Ulusal Öncü) adlı faşist dergideki makalelerde ise Darwin'den sık sık alıntılar yapılmakta, "ırkların saflığının korunması gerekliliğinin Darwinist biyoloji tarafından kanıtlandığı" gibi iddialar öne sürülmektedir.[10] Diğer faşist örgütlerin yayınlarında veya internet sitelerinde de benzer açıklamalar, Darwinist yorumlar, İlahi dinlere karşı sapkın pagan kültürünü savunan propagandalar bulmak mümkündür.

Kısacası, 19. yüzyılda, pagan kültürün yeniden uyanmasıyla ve Darwin'in evrim teorisiyle doğan faşist ırkçılık, 21. yüzyılda yine aynı temellere dayanarak gelişmeye devam etmektedir.

Gerek Ernst Haeckel tarafından savunulan ve 1933'ten sonra Naziler tarafından uygulamaya konan öjeni cinayetlerinin, gerekse savaş yıllarındaki Nazi katliamlarının ortak bir temeli vardır: İnsanların birer hayvan olarak görülmesi. Naziler, Darwin'in evrim teorisinden aldıkları ilhamla, insanlığı, farklı ırklardan oluşan hayvan sürüleri olarak kabul etmişler ve bu sürüler arasında daimi bir çatışma olması gerektiğine inanmışlardır. Bu hurafe sonucunda "ırk saflığı" adına, masum çocukları, kadınları, hasta ve özürlüleri acımasızca katledebilmişlerdir.

Kuran Ahlakı Irkçılığı Reddeder

İnsanlığa büyük acılar yaşatmış olan ırkçı ideoloji, İslam'a tamamen aykırıdır. İslam'a göre insanların üstünlüğü ırklara göre değildir. İnsanlar, hangi ırktan olurlarsa olsunlar, insandırlar. Her biri Allah tarafından yaratılmış ve yeryüzüne yerleştirilmiştir. Kuran'da bu gerçek şöyle haber verilir:

Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)

Yukarıdaki ayette bildirilen gerçek çok açıktır. İnsanlar bu dünyada birbirlerini hangi kıstaslar ile değerlendirirlerse değerlendirsinler, Allah katında üstünlük "takva" yani Allah'a yakınlık, Allah korkusu iledir.

Herhangi bir kişinin veya grubun, bir ırkı üstün görmesi, üstün göstermeye çalışması yalnızca kendini kandırması olur. Çünkü her insan hesap günü Allah'ın huzuruna çıkacak, yapayalnız olarak sorgulanacaktır. Dünyada kendince üstünlük olarak gördüğü özellikleri ise kendisine bir yarar sağlamayacaktır. Aksine dünyada Allah'ın bildirdikleri dışında kıstaslar belirleyenler, kendilerince üstünlük iddia ederek diğer insanlara zulmedenler, zayıfları ezip güçlenmeye çalışanlar hem dünyada hem de hesap gününde yaptıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir:

(Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın. Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir. (Fatır Suresi, 43-44)

Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere 'tecavüz ve haksızlıkta bulunanların' aleyhinedir. İşte bunlara acıklı bir azab vardır. (Şura Suresi, 42)

                                      Copyright © 2005 - 2008  DiniSohbet  | Tüm Hakları Saklıdır

  

                                       DiniSohbet.com |  Türkiyenin ve Dünyanın islami Sohbet portalı

 islami sohbet dini sohbet islam namaz sohbetler islam sohbet din kuran namaz  islami bilgi ilahi dinle kuran yükle sohbet dinle islami video islami radyo